Akşam olmuştu.
Gün bitmişti ama içimde bir şey hâlâ yerli yerine oturmamıştı.
Yorgunluk muydu, kırgınlık mı,
yoksa sadece günün bende bıraktığı fazlalık mı —
adını koyamıyordum.
Telefonu bir kenara bıraktım.
Masanın köşesindeki defteri açtım.
Yazmak için büyük bir niyetim yoktu.
Sadece durmak istiyordum.
İlk cümle şuydu:
“Bugün kendimi tam olarak anlayamadım.”
Yazı Başladığında Zihin Yavaşlar
Günlük duygu günlüğü tam da burada başlar.
Netlikte değil, belirsizlikte.
Ne hissettiğini bilmediğin bir anda yazmak,
aslında kendine şunu demektir:
“Seni görmezden gelmeyeceğim.”
Bir cümle daha geldi.
Sonra bir tane daha.
O an fark ettim:
Yazı ilerledikçe içimdeki gerginlik kaybolmuyordu belki,
ama yer değiştiriyordu.
Göğsümden kâğıda akıyordu.
Bu yüzden yazıyla farkındalık, çoğu zaman zorlamasızdır.
Çünkü zaten bildiğin bir şeyi yaparsın:
anlatırsın.
Duygu Günlüğü Bir Çözüm Değil, Bir Tanıklıktır
Duygu günlüğü tutmak, “iyi hissetme” çabası değildir.
Daha çok şuna benzer:
Zor bir günün ardından yanına sessizce oturan biri gibi.
Yargılamaz.
Düzeltmez.
Aceleyi sevmez.
Sadece dinler.
Bu yüzden bazı günler rahatlamazsın.
Ama fark edersin.
Ve çoğu zaman bu, yeterlidir.
İçsel Denge Böyle Kurulur
Bir süre sonra şunu fark edersin:
Aynı duygular tekrar eder.
Aynı tetiklenmeler.
Aynı yorgunluklar.
Ama artık kör değilsindir.
Görmek, içsel dengeyi yavaş yavaş inşa eder.
Duygular bastırıldığında değil,
anlatıldığında yumuşar.
Yazı, duyguların geçmesine izin veren bir eşiktir.
Geçmek zorunda değilsin.
Sadece orada durman yeterlidir.
Küçük Bir Akşam Ritüeli
O günden sonra her akşam yazmadım.
Ama zorlandığım günlerde defter beni bekliyordu.
Bazen sadece üç satır:
- Bugün bedenimde kalan duygu ne?
- Bunu ilk ne zaman hissettim?
- Şu an kendime ne demek isterdim?
Cevaplar değişti.
Ama yazma hâli kaldı.
Bu hâl, zamanla bir akşam yazı ritüeline dönüştü.
Zorunlu değil.
Sessiz.
Bana ait.
Yazı, Kendinle Aranda Açılan Sessiz Bir Yol
Günlük duygu günlüğü hayatı düzene sokmaz.
Ama seninle hayat arasındaki mesafeyi kısaltır.
Bazen bir defter,
bazen tek bir cümle,
bazen sadece “bilmiyorum” demek…
İçsel denge çoğu zaman böyle başlar.










